KREMALI MANTAR ÇORBASI NASIL YAPILIR? KREMALI MANTAR ÇORBASI TARİFİ MANTAR ÇORBASI Sanıyorum Kremalı Mantar Çorbası en fazla alınan hazır çorbadır...Oysa ki yapımı çok kolay... 250 gr mantar ile 4 kişilk bir çorba...Hele de et suyu kullanırsanız tadına doyum olmaz....
MALZEMELER:
250 gr kültür mantarı
1 adet kuru soğan
1 diş sarımsak
2- 3 yemek kaşığı süt kreması
4-5 su bardağı et suyu veya su
1 yemek kaşığı dolusu tereyağ
1 yemekkaşığı zeytinyağı
1 yemek kaşığı dolusu un
tuz
karabiber
Üzeri için:
Dereotu
YAPILIŞI:
Yağları tencereye alın, tereyağı eriyince ince kıyım soğranmış soğan ve sarımsayı ekleyin, soğanların yumuşayıncaya kadar soteleyin.
Mantarların kabuklarını soyun.
Mantarları ortadan kesin ve dilimleyip pembeşen soğanlara ekleyin.
Mantarlar suyunu salıp çekene kadar ara ara karıştırarak kavurun.
Unu ilave edin. Ve karıştırarak kavurun.
Sıcak suyu ekleyip karıştırın.
Çorba kıvama geldiğinde bir kaseye kremayı alın ve çorbadan 1 kepçe su alıp kremayı ılıştırın ve kremayı çorbaya ilave edip karıştırın. 1-2 dakika kaynatıp ocaktan alın.
Tuz ve karabiberini ekleyin.
Sıcak servis yapın.
Servis yaparken üzeirne ince kıyım dereotu serpin.
Erişte çorbasının video çekimleri 2 gün sürdü. Hatta toplamı birkaç saati geçmedi. Ama montaj kısmı bir felaketti. Tam iki kez en baştan montajladım Sayısını unuttuğum kez de yarısını sil baştan yaptım. Sonra, gecenin bir yarısı aklımda bir çözüm belirdi ve nihayet beklediğim o an, blogda paylaşma anı geldi!
Bu çorbaya bayılırım. Çorbada kullanılan kurutulmuş erişte hamurlarının yapımı da ayrı bir güzelliktir. Çocukluğumda neredeyse tümü köyde geçen yaz tatillerimin unutulmaz ve keyifli anları olarak aklımda kalmıştır erişte günleri.
Şöyle olurdu: Erişte açacak evde akşamdan tatlı bir koşuşturma başlardı. Köydeki diğer kadınlara haber verilir, mümkünse masa ve oklavaları ile birlikte erişte açmak üzere davet edilirlerdi kadınlar. Sabah olduğunda kaç leğen hamur yoğrulur, kaç kadın damın üzerinde hamur açar, kaç çocuk oklavaları taşırdı sayısını takip edemezdim. En ince hamuru, yırtmadan açabilen, takdir ve itibar kazanırdı. Biz çocuklar ekmeği serebilmek için iz süren atmaca gibi oklavaları takip ederdik. Bugün bu gelenek halen yaşamakta ve yaşatılmaktadır. Peki bu eriştelerden nasıl bir çorba yapılır? Onun cevabı da burada, aşağıdaki tarifte ve videoda!!
Henüz modern yöntemler yokken Mezopotamya coğrafyasında pek çok besin güneşte kurutulduktan sonra saklanıyordu. Erişte, bu doğal ve sağlıklı yöntemin kullanıldığı ürünlerden biridir. Erişte, birazdan detaylı anlatacağım, basit olarak un, su, tuzla hazırlanan hamurun değişik şekillerde açılıp kesilmesinden sonra güneşte kurutulmasından ibarettir. Bugün Anadolu, Mezopotamya ve Orta Doğu’da halen erişte olarak bilinmekte ve yapılmaktadır. Uzak Doğu’da noodle, İtalya’da makarna olarak karşımıza çıkan ürünlerin temelinde erişte mantığı vardır.
Köse buğdayı denen yüksek kalite ekmeklik buğday değirmende öğüttürülür. Ekmeklik una göre biraz daha fazla öğütülmesi gerekir. Bu un, su ve tuz eklenerek yoğrulur. Unun kalitesinin yüksek olması hamurun uzama kabiliyetini artırır ki bu durum erişte yapımında istenen bir durumdur. Hamurdan yumruk büyüklüğünde parçalar koparılır. Biz, “hevstîv” dediğimiz ağız kısmı kare sapı ise uzun ve ince olan bir demir spatula kullanırız hamuru koparmak için. Çünkü hamur çok kuvvetlidir. Yumruk büyüklüğünde koparıldıktan sonra büyük ve yuvarlak bir masada, oldukça uzun bir oklava ile ve olabildiğince ince açılır hamur. Hamurun oklavaya yapışmaması için açılırken bol un kullanılması gerekir.
Kurutulmuş erişteler
Açılmış hamurlar, güneşli büyük bir alana serilmiş, geniş ve uzun bez veya muşambaların üzerine, yan yana serilir. Kenarları kuruyup kalkan ekmekler, ters çevrilmiş bir tepsinin üzerine 10-15 tanesi üst üste konarak toplanır. Yine büyük ve yüksekçe bir masanın üzerine aktarılan ekmek katmanlarını keskin ve ağzı yüksek bir bıçakla önce ortasından ikiye bölünür sonra paralel şekilde uzun dilimler oluşturulur. Bu dilimler ufaltılır ve en nihayetinde minik kareler elde edilir. Kare şeklindeki erişteler kalbura dökülür ve unu elenir. Tekrar güneşe serilir, birbirine yapışmaması için ince ve uzun bir sopa ile birbirinden ayrılır.
Ağustos sonu-Eylül başı erişte yapımı için ideal bir dönemdir. Bu dönemlerde güneş ışınlarının çok sert olmaması eriştelerin çatlamasını önlerken, havanın yeterince sıcak olması eriştenin bir günde kurutulup toplanmasına imkân verir. Tüm bu ritüel hem kışa hazırlık sürecinin bir parçası hem de imece usulü çalışmanın tipik, güzel örneklerinden biri olarak vücut bulur.
Erişte Çorbası
Malzemeler, 8 kişilik
7 bardak su (1,5 litre)
2 su bardağı yoğurt (400 g)
1 çorba kasesi erişte (80 g)
1 kase haşlanmış nohut (haşlanmış ağırlık 150 g)
1 tepeleme yemek kaşığı un (20 g)
1 yemek kaşığı tuz (15-20 g)
1 yumurtanın sarısı
Üzeri için
yarım çay bardağı sıvı yağ (50 ml)
2 yemek kaşığı anix (bir tür kekik)
Yoğurdun tümü, 2.5 bardak su, yumurta sarısı, un ve tuz ile birlikte iyice çırpılır. Çırpma teli ile 5 dakika, blendırla 2 dakika yeterli olacaktır.
5 su bardağı yani 1 litre su kaynatılıp çorba tenceresine boşaltılır. Ocağın altı yakılır. Su fokurdamaya başlayınca erişteler (birbirine yapışmaması için) azar azar suya atılır.5 dakika kaynatılır.
Çırpılmış yoğurtlu terbiye, erişte-su karışımının üzerine yavaş yavaş boşaltılır ve tenceredeki karışım sürekli karıştırılır. 10 dakika sonra haşlanmış nohutlar eklenir. Bir iki dakika daha kaynatıldıktan sonra ocağın altı kapatılır.
Bir tavada yağ ve anix kavrulur, baharatın yanmaması için bu işlem kısık ateşte yapılır. Yağda kavrulmuş baharattan servis tabaklarına alınan erişte çorbasının üzerine bir iki yemek kaşığı dökülür ve afiyetle içilir!!!!
Not: Kızdırılmış yağ ve baharatı, videoda yaptığım gibi tenceredeki çorbanın üzerine de dökebilirsiniz ama herkesin kendi isteğine göre eklemesi için tabaklara koymak daha iyi olur.
Biz bu çorbayı, kavurmalı olarak da çok severiz. Kavurma ile yapılana, yağ-anix konmaz.
Yine basit, yine lezzetli, yine pratik bir tarifle herkese yine ve yeni merhabalar..Tariften önce, beni oldum olası deli eden ve fakat bu hafta iyice çıldırtan bir toplumsal soruna değinmek istiyorum: Salonlarda normal izleyici olmayı başaramama sorunu!
Bu hafta önce cuma akşamı, Çağan Irmak'ın Dedemin İnsanları, sonra çarşamba günü Yüksel Aksu'nun Entelköy Efeköy'e Karşı filmini izledik. Cuma akşamı salonda, solumda Jeff, O'nun solunda da, -abartmıyorum- 5 saniyede bir telefonunun ekranına dokunu dokunuvermek suretiyle filmin ilk 10 dakikası boyunca gözümüzü köretmekle ve dikkatimizi dağıtmakla kalmayıp koca sinema salonunu aydınlatmayı başarabilen, kendisini uyarmam sonrası, Avatar'dan bir karakteri canlı görmüşcesine gözlerini kocaman kocaman açarak ve alt çenesini olabildiğince aşağı düşürerek suratıma bakakalan biri oturuyordu! Ve sonunda kesti telefonuna dokunmayı!
Çarşamba günü de, benim sağımda ikisi kadın ikisi erkek 4 genç oturuyordu. Hemen yanımda oturan, film başlayınca dirseğini kahvemin içine soktu ve kahveyi üzerime döktü sonra hiçbirşey söylemeden (sanırım üzerindeki kazağı çıkarmaya) gitti! Sonraki dakikalarda bu dörtlü aralarında tüm salonun duyabileceği şekilde konuşmaya, -konuşmak kelimesi hafif kalır- resmen muhabbet etmeye başladılar! 'Biraz sessiz olabilir misiniz?" uyarım sonrası bir dakika daha devam edip susabildiler! Ama bitmemişti, sağımdaki genç adam filmdeki en basit ve sıradan müstehcen görüntülerde başını dizlerinin arasına alıp vücudunu öndeki koltuğun arka kısmına doğru gömüyordu ve onun yanındaki de pet şişesini habire sıkıp sıkıp garip sesler çıkarıyordu!!
Evet bu iki olayı kameraya alsam bana da bi film malzemesi çıkardı heralde..
Ben de meğer ne dolmuşum!! Sakinleştim anlatınca!
Bu dertleşme faslından sonra tarifimize geçebiliriz. Malzemelerimiz gelsin efemm!!
Helîma Ardan/Yöre: Bingöl
Malzemeler, 6 kişilik:
6,5 su bardağı su (1,5 litre)
4 tepeleme yemek kaşığı un (100 g)
2/3 çay bardağı sıvı yağ (50 g)
4 kibrit kutusu kadar kavurma (100 g)
1 adet orta boy soğan (150-200 g arası)
1,5 tatlı kaşığı tuz (15 g)
1 tatlı kaşığı pulbiber
Hazırlanışı:
Derin bir tencereye suyun yarısını boşaltın üzerine unu yavaş yavaş dökerek çırpma teliyle karıştırın. Topak kalmamasına özen gösterin. Un iyice eriyince kalan suyu ve tuzu ekleyin.
Bu karışımı kaynayana kadar harlı ateşte 10 dakika, kaynadıktan sonra orta ateşte bir 10 dakika daha pişirin. Ocağa koyduğunuz andan itibaren sık sık karıştırın ki dibi tutmasın.
Un-su-tuz karışımı kaynamaya başlayınca, ayrı bir tavada sıvı yağ ve soğanı kavurun. Soğanlar iyice ölsün.
Kavurmayı küp şeker büyüklüğünde doğradıktan sonra soğanın üzerine ilave edin ve bir iki dakika kavurmaya devam edin.
Soğan-yağ-kavurma karışımını (20 dakika pişen) un-su-tuz karışımının üzerine boşaltın, pulbilberini de ekleyin. Karıştırmaya devam ederek bir beş dakika daha kaynatın.
Afiyetle için!
Not: İlerleyen süreçlerde,"kavurma"dan detaylı bir şekilde bahsedeceğim. Kavurma bulmak sıkıntı olursa, aynı tarifi kavurmasız da yapabilirsiniz ama çok şey kaçırırsınız söyleyeyim!
Bu yıl kış erken geldi malum. Ben de, işten yorgun argın eve gelip bir an önce ev yapımı mis gibi bir çorbayla içini ısıtmak isteyenler için çok kolay ve lezzetli bir tarif koymaya karar verdim.
Malzemeler:
2 su bardağı süt (400 ml, yağ oranı önemsizdir)
yarım su bardağı pirinç (100 gram, beyaz, pilavlık)
5 su bardağı su (1 litre)
1 tatlı kaşığı tuz
Pirinci yıkayıp süzün
Derin bir tencereye, suyu boşaltın, pirinci ve tuzu ekleyip ocağın altını yakın. Harlı ateşte 25 dakika kaynatın. Tencerenin taşmaması için kapağı açık veya hafif kapalı olarak bırakın.
Pirinçler piştiyse sütü ekleyin, 10 dakika daha orta ateşte kaynatın.